Yarım kalmış bir kitap var masada.Bitirmeye mecalim kalmıyor. Yarım kalmış izlediğim filmler.Yorgunluktan gözlerim kapanıyor.Yarım kalmış gece gördüğüm rüya.En güzel yerinde alarm çalıyor.Yarım kalmış kedimi öpüp koklamam.Acele etmezsem otobüs kaçıyor. Yarım kalmış dostluklar bile. Gün geçtikçe herkes kopuyor.Yarım kalmış ona yazdığım mektup.Vermeye cesaretim olmuyor.Yarım kalmış bir tebessüm dudaklarımda.Burukluk hep daha ağır basıyor. Yarım kalmış koşturup oynadığımız... Okumaya Devam et →
TANRININ ACİZ KULU
Yılbaşı yine gelip çatmıştı. Dünya sevgiye, mutluluğa, güzelliğe, inceliğe hasretti. En çok da umuda açtı insanoğlu. Umut ekmekti. Devam etmekti. Benim görevim ise, bu ekmeği hak eden herkese eşit bir şekilde dağıtmaktı. Bu yıl nereden başlasam, kimlerin yüreğine dokunsam, hangi çocuklara, hangi çocuk kalanlara, hangi iyi kalpli insanlara armağanlar versem kestiremiyordum. Listemdeki iyi insan sayısı... Okumaya Devam et →
EN ÇOK O GÜN SEVMİŞTİM
En çok o gün sevmiştim kedimi.Avuç içine sığacak kadar minnak olduğu zaman.Koynuma girip, elimi, yüzümü yalayıp,beni anası zannedip, mırıldandığı zaman. En çok o gün sevmiştim arkadaşımı.Hayatın bizi değiştirmediği zaman. Dostluklar bir ömür boyu bâki diyerek,buna canı gönülden inandığımız zaman. En çok o gün sevmiştim yârimi.Elimi tutup, "artık yalnız değilim" dediği zaman. Başkasına sevgilim deyip beni... Okumaya Devam et →
HÜZÜN KOLEKSİYONCUSU
Sevgili babam,Sen gideli 7 yıl, 1 ay, 23 gün olacak yarına. 2609 gün bitecek. 62616 saat geçecek seni kaybettiğimden bu yana. Acılar daha dün gibi taptaze. Rüyalarıma giriyorsun bazen. Evin kapısını açıp içeri giriyorsun ve beni teselli ediyorsun. Gençsin, dinçsin, sağlıklısın. Hiç ölüm yokmuş gibi yaşıyorsun ve sapasağlamsın. Sesini duyuyor, gülüşünü görüyor, yürüyüşünü izliyorum. Uzansam... Okumaya Devam et →
HİSSİZ
İçimde uzun zamandır devasa bir boşluk duygusu vardı. Dayanılmaz bir can sıkıntısı bütün ruhumu ele geçirmişti sanki. Hiçlik içimi acı acı kemiriyor desem yeriydi. Ara ara mideme yumruk yemiş gibi oluyordum. Sürekli beni öğürten korkunç bir bulantıyla baş etmeye çalışıyordum. Göğsümde bir yerlerde kusmaya varacak derecede katlanılmaz bir tiksinti duyuyordum. Kafam bir balyoz yemişçesine zonkladıkça... Okumaya Devam et →
GECENİN ÇOCUKLARI
Hava daha aydınlanmadan çıkarlardı ortaya. Hep aynı saatte gelirlerdi apartmanın kapısının önüne. Sanki beni uzun zamandır görmemiş gibi heyecandan yerlerinde duramazlardı. Oysa ki daha dün sabahki aynı kişi vardı karşılarında. Tanımışlardı beni. Kokumu almışlardı. Alışmışlardı bir kere. Bende onları bağrıma basmıştım. Dönüşü yoktu bunun. Önce ayaklarıma dolanırlardı. Neredesin, özledik seni, niye geciktin der gibi serzenişte... Okumaya Devam et →
CENAZE TÖRENİ
"Tetiği bir kere çektin mi, bunun geri dönüşü yoktur." The Funeral (1996) Daha ufakken videoda ilk kez izlediğim ve uzun yıllar etkisinden kurtulamadığım, yeri bende her zaman çok ayrı olan filmlerden biriydi Abel Ferrara'nın Cenaze Töreni. (The Funeral) O dönemlerde öyle güzel bir video piyasası vardı ki şimdiki gibi her şeye ulaşmak bu kadar kolay... Okumaya Devam et →
GÖKTEN DÜŞEN İNSANLAR
"Kurbanlara vermedikleri şeyi biz onlara verelim: Adil bir yargılama." Argentina, 1985 Bazen düşünüyorum da kul kula neler yaşatmış, ne gibi canavarlıklar yapmış, nasıl da canına kastetmiş, hak ve hürriyetlerini nasıl da adaletsizce alıkoymuş şu çivisi çıkmış dünyada. İnsan, insanın kurdu olmuş, birbirini kandırmış, fitne fesat yapmış, sömürmüş, düşüncelerinden, etnik kökeninden, dininden, mezhebinden, teninin renginden dolayı... Okumaya Devam et →
BENİ BUL ANNE
"Kaybedilen tek savaş, terk edilendir." Plaza de Mayo Anneleri 1976'da ABD destekli askeri cunta Arjantin'de iktidarı ele geçirdi. 1977'de birkaç gözü yaşlı anne, ileride büyük bir dayanışma hareketine dönüşecek, kahır, elem ve ızdırap dolu, uzun ve korkusuz bir yolculuğun, büyük bir hayat imtihanın, bütün dünyaya adlarını duyuracak bir çırpınışın, ilahi bir gerçek ve adâlet arayışının,... Okumaya Devam et →
GÜN OLUR, DEVRAN DÖNER
Tarihler 24 Ocak 1993’ü gösteriyor. Dile kolay, tam 30 yıl geçmiş üzerinden. 10 yaşındayım. Ankara hiç olmadığı kadar soğuk. Karanlık, kasvetli, buz gibi bir gün. Kar, dizlere kadar. Haberleri izliyoruz ailecek. Nasıl kırgın ve kızgın canım babam. İnandığı ve değer verdiği, savunduğu ve bedel ödediği her şeyin simgesi olan değerli bir aydının, Atatürk'e ve Cumhuriyet'e... Okumaya Devam et →