"Hâtıralar yarattığımızın farkında değildik, bildiğimiz tek şey eğlendiğimizdi."Winnie The Pooh Babamı teneşirde son defa gördüğümde, onun artık yalnız geçmişin bir hâtırası olarak kalacağı ve bir daha uyanmayacak olduğu gerçeği nasıl da acı bir şekilde kafama dank etmişti. Yıllar geçmesine rağmen ona bir türlü veda edemiyor, ne zaman aklıma gelse onu burnumda tüterek, içim yanarak anıyor,... Okumaya Devam et →
KASABANIN YENİ ŞERİFİ
Yaşlı bir adamdı. Saçlarına ak düşmüş, alnı kırış kırış olmuştu. Emekli olduktan sonra biraz rahata kavuşmak amacıyla yüreğinde binbir umutla Batı’ya göç etmişti. Yuvam dediği, ailesine, çocuklarına hatta torunlarına baktığı, o yaşında bile ekmeğini taştan çıkarttığı, kıt kanaat da olsa geçinip gittiği bir salon işletiyordu. Bu çivisi çıkmış dünyanın, Vahşi Batı'nın tıpatıp aynısı olduğunu bilecek... Okumaya Devam et →
SIĞINACAK BİR LİMAN
Hayatın hep gençlikte esen o uçarı rüzgârıyla henüz sarhoş olmuş yeni yetme bir miçoydum. Denizi vatanı bellemiş ve ondan ne zaman ayrı kalsa sıla özlemi ile yanıp tutuşan bir martı misali hicran dolu günler yaşardım. Gurbet ellerde, askerde, üniversitede, ya da iş yerimde hiç fark etmezdi. Hasretlik canıma tak ederdi. Gemimizin özü, onun kalbi, çekirdeği,... Okumaya Devam et →
AÇSANIZ ZENGİNLERİ YİYİN!
Sinemada bile geçmişe takılıp kalırken, bugünün cevherlerini nasıl kaçırdığımı böyle filmleri bu kadar rötarlı izleyince anlıyorum. Ara sıra hayatımıza girer ama nihayetinde toplumsal eşitsizliklerden bahseden ve bir derdi olan, bize tekrar heyecan kazandıran böyle hikâyeler. Ve uzun bir müddet bizimle kalırlar. Hâlâ ara ara aklıma gelir ve açar tekrar izlerim The Platform’u mesela. Sınıfsal farklılıkların... Okumaya Devam et →
BIRAK GİTSİN, JACK!
"Sen de buradasın. Ve acı çekiyorsun. Ama bu konuda kendine yüklenme. Bu, kader. Bazı insanların acı çekmesi gerekir. Bu yüzden Red Sox asla şampiyonluğu kazanamayacak." Televizyon tarihinin en muhteşem dizisi Lost’ta kendime en yakın bulduğum, yaşadığı üzüntülere, pişmanlıklara, gelgitlere benzer şeyler yaşadığım karakterin Jack Shephard olduğunu fark etmiştim yıllar önce. O güzel, huzurlu ve rahat... Okumaya Devam et →
YAŞAMDA BİR ANLAM ARAMAK
İrlanda’nın yağlı boya tablolarını andıran, insana huzur veren, nefis manzaralara sahip küçücük bir adasında yalnızlık ve yoksunluk dolu hayatlar. Günlerini evleriyle meyhâne arasında mekik dokuyarak geçiren iki arkadaş. Bunlardan biri, adanın iki delisinden biri sayılan ve evde kalmış kız kardeşiyle yaşayan, çok da düşünmeyen, sorgulamayan, hayatı olduğu gibi kabul eden, adadaki bu tekdüze hayattan gayet... Okumaya Devam et →
TEKRAR YAŞAMAK İSTİYORUM
"Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan."Cahit Sıtkı Tarancı Bezginliğim buram buramdı. Hevesimi kaybetmiştim. Kırgındım. Boğazıma kadar dolmuştum. Efkârım haddinden fazla birikmişti. Sorunları hep içime atıyor, kimseyle paylaşamıyordum. Dokunuyordu bazı şeyler yaş aldıkça. Yalnızlaşıyordu insan. Trajedilerden, acı edebiyatından, kavuşamayanların o hüzünlü şiirlerinden, kederli filmlerden, içli şarkılardan ve türkülerden zevk alır olmuştum. Hiçbir... Okumaya Devam et →
HİÇ YAŞLANMA, HEP GENÇ KAL
Babaannemde görmüş, tanımış, korkmuştum ilk kez insanın yapraklarının döküldüğü, mevsiminin ayaza çaldığı, kaskatı kesildiği, kısacık ömrümüzün o son aşaması olan yaşlılığı. Çocukken bir insanın saçlarının ağarmasına, dökülmesine, vücudunun bu kadar zayıflamasına, kemiklerinin sayılmasına, alnında derin çizgiler çıkmasına, yüzünde gözünde lekeler, izler ve benler oluşmasına, takma dişlerle beslenmeye çalışmasına, elden ayaktan düşmesine, yeni doğan bir bebek... Okumaya Devam et →
BİR HAYALET HİKÂYESİ
Fırtınalı, soğuk, karanlık ve kasvetli, kâbus gibi bir hava. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Birbirimize tutuna tutuna bir köprüden geçmeye çalışıyoruz. Tahtaları gıcırdıyor ve sallanıyor köprünün. Panikliyoruz. Ufak ufak adımlar atıyoruz. Korkudan ödümüz patlıyor yürürken. Babam, dedelerim, babaannem, anneannem, ninem. Daha bebekken, bir haftalıkken ölen, hiç göremediğim Levent ağabeyim. Ortaokulda kaybettiğim arkadaşım İnanç. Askerde kaybettiğim devrelerim... Okumaya Devam et →
GEÇMİŞİN HAPİSHANESİ
İte kaka bir hücreye tıktılar. Gözümde bir gözbağı vardı. Önümü göremiyordum. Ellerim arkamdan birleştirilip bağlanmıştı. Bacaklarımda derman kalmamıştı artık. Uzun süredir yürüyordum. Bir sandalyeye oturttular beni. Biraz soluklandım. Ellerimi ve gözbağımı çözdüler. Soluk, sarı, loş bir ışık vardı hücrede. Yüzlerini seçemediğim karanlık tiplerdi karşımdakiler. Kendi aralarında konuşuyor, gülüyor, homurdanıyorlardı. Soğuk ve ıssızdı hücre. Tedirgin ediciydi.... Okumaya Devam et →