YARIM KALAN BİR RÜYA

Bayramdı yine. Şehir boşalmıştı. Bomboş sokaklarda geziniyordum. Kimsecikler yoktu. Yalnızdı şehir benim gibi. Terkedilmişti sanki. Şehri en çok bayramlarda seviyordum. Birden telefonum çaldı gezerken. Annemdi. Dört porsiyon yemek almamı istedi akşam için. Güzel yapsınlar dedi. Yemeklerden biri kendineydi, biri ağabeyime, diğeri de bana. Peki kalan bir porsiyon kimeydi acaba? Söylemedi. Herhalde diye düşündüm. Sormaya korktum.... Okumaya Devam et →

GEÇMİŞİN HAYALETLERİ

Bayramın ilk günüydü. Bir gece önce heyecandan uyuyamamıştım yine. Bordo bir pantolon, beyaz bir gömlek, üzerinde o çok sevdiğim çizgi film kahramanı He-Man’in resmi olan bir ayakkabı almışlardı bana. Başucumda bunlarla uyumaya çalışmış, ertesi gün yapacaklarımı düşünerek tatlı tatlı hayallere dalmıştım. Bir an önce sabah olsun istiyordum. Uzun ve bitmek bilmeyen bir gecenin ardından nihayet... Okumaya Devam et →

NAKAVT

"Bazı yaralar çok derin, ya da kemiğe çok yakındır. Ne kadar uğraştığın hiç önemli değildir, kanamayı durduramazsın." Sık sık kendimi nakavt olmuş gibi hissediyordum eve döndüğümde. Güne erkenden başlıyor, işe gidiyor, o koşturma ve hayat telaşesinin sonunda akşam yorgun argın eve dönüyor, yemeğimi yedikten sonra biraz kestirip hemen kalkarım diyordum. Ama uyku öyle tatlı geliyordu... Okumaya Devam et →

EN SEVDİĞİM OKUL: SİNEMA DERGİSİ

Büyülemişti o dünya beni. Yeni yetmeydim o zamanlar. O dönemlerde az ve öz film vardı. Çabuk tüketilmiyordu filmler bugünkü gibi. Ne Netflix vardı, ne sanal ortam. Salonlarda film izlemek en büyük mutluluğumuzdu. Bir film gelince aylarca oynardı. Terminator 2, Jurassic Park, Schindler'in Listesi, Tehlikeli Saatler, Çakal, Hayat Güzeldir, Yüz Yüze, Er Ryan’ı Kurtarmak ve İnce... Okumaya Devam et →

UMUTSUZ BİR NOEL BABA

Noel Baba derlerdi ona. Çok uzaklarda, mistik, büyülü, dünyanın hiç bilmediği rüya gibi bir yerde geyikleri ve cüceleriyle birlikte yaşardı. Birine "Noel Baba’ya inanıyor musun?" diye sorduğunuz zaman bütün çocuklar hiç düşünmeden "Evet" derdi. Ama iş yetişkinlere gelince "Hayır" derlerdi çoğu zaman. Noel Baba yetişkinler için bir masal, bir hurafe, bir uydurmaydı. İnanmıyorlardı ona. İnançlarını... Okumaya Devam et →

NÖBETÇİ

Bir gardiyandı o, muhafızdı, mutluluk bekçisiydi, koruyucu melekti, nöbetçiydi... Daha doğmamıştık ama aklı hep bizdeydi. O günlerde, biz henüz ete kemiğe bürünmeden bile zihninde yer etmiştik onun. Kalbinin bir köşesindeydik sürekli. Bir eş, bir evlat, bir aile özlemi çekiyordu muhakkak. Yalnızlığını acı acı duyumsuyordu. Bir şeyleri değiştirmenin vakti gelmişti. Hayat hep gamla, kederle gidecek değildi... Okumaya Devam et →

DÜŞLER MEZARLIĞI

"Bir düşler kıyımıdır yaşam; çiğnenmiş, ihanete uğramış, satılmış, bırakılmış, unutulmuş bir düşler mezarlığıdır... Ne israf..."Pierre Schoendoerffer Şöyle söylemişti Romain Gary Onca Yoksulluk Varken kitabında: “Geriye doğru düş kurmak neye yarar sanki, onun yaşında da ileriye doğru düş kurmak artık olanaksızdı”. Madam Rosa, “Karabasanlar düşlerin yaşlanmasıdır”, derdi hep diye de eklemişti. Haklıydı. İnsanın gençlikteki düşleri, yaşlanınca... Okumaya Devam et →

HÜZÜN BATAKLIĞI

Son bir kez saklambaç oynar, bir tur daha atlıkarıncaya binerim diye düşünüyordum. Olmadı. Uykudan uyanıyordum. Ne çabuk bitti çocukluğum diyordum kendi kendime. Aklım almıyordu. Gerçek suratıma tokat gibi çarpıyordu. İnanamıyordum. Kabullenemiyordum. Babam biraz daha yaşar, yaşlılığında daha nice güzel günleri olurdu diye umuyordum. Olmadı. Uykudan uyanıyordum. Babam nasıl ölür diyordum kendi kendime. Aklım almıyordu. Gerçek... Okumaya Devam et →

BARIŞ HARİKALAR DİYARINDA

Sesleri ilk kez duyduğumda saat gece 3 sularıydı. Genelde bu saatlerde arada bir kedim Lingo'nun içine cin kaçmış gibi koşturması dışında hiç ses olmazdı evde. Lingo biraz ses yapıp ağlamaya başladığında genelde kapıma vurur, bende gecenin bir körü onu odama alır ve beraber mırıl mırıl en aşağı bir yarım saat kadar koyun koyuna uyurduk. Lingo... Okumaya Devam et →

HOŞÇA KAL GÜZEL YAZ!

Sonradan edindiğim arkadaşlar on iki yaşındaki arkadaşlarım gibi olmadı hiç. Hep böyle olmaz mı zaten?Stand By Me Yine teşrif etti Eylül! Yazın bitmesi hep bir hüzündü. Melankoliydi. Geri gelmeyecek hayallerdi, umutlardı, özlemlerdi. "Bir yaz daha görsem neler vermezdim" diyordu Yoldaş isimli kitabında Cesare Pavese. İlk aşk, ilk öpücük, acıyla ilk tanışmaydı yaz My Girl filminde.... Okumaya Devam et →

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑