
En çok o gün sevmiştim kedimi.
Avuç içine sığacak kadar minnak olduğu zaman.
Koynuma girip, elimi, yüzümü yalayıp,
beni anası zannedip, mırıldandığı zaman.
En çok o gün sevmiştim arkadaşımı.
Hayatın bizi değiştirmediği zaman.
Dostluklar bir ömür boyu bâki diyerek,
buna canı gönülden inandığımız zaman.
En çok o gün sevmiştim yârimi.
Elimi tutup, “artık yalnız değilim” dediği zaman.
Başkasına sevgilim deyip beni kahretmeden,
hatırlayamadığım kadar önceki bir zaman.
En çok o gün sevmiştim anamı.
Askere giderken ona veda ettiğim zaman.
Hâlim ne olacak diye kara kara düşünürken,
gözyaşları gözyaşlarıma karıştığı zaman.
En çok o gün sevmiştim babamı.
Son günlerinde alnından öptüğüm zaman.
Cebinde kalan son üç beş kuruşu,
bir ihtiyacınızı alırsınız diye bize verdiği zaman.
En çok o gün sevmiştim ağabeyimi.
Doğduğumda beni kundağımla gezdirdiği zaman.
Mert, dürüst, asil ve şefkatli.
Onun ikinci babam olduğunu anladığım zaman.
En çok o gün sevmiştim çocukluğumu.
Atlıkarıncaya binmeye doyamadığım zaman.
Bir elimde elmalı şeker, diğerinde patlamış mısır,
yüzümde bir tebessümle parklarda koştuğum zaman.
En çok o gün sevmiştim yaşamı,
insanların bugünden daha iyi olduğu zaman,
bir yaz günü, içim kıpır kıpır, neşeyle dolu,
hâlâ bir nebze ümidimin olduğu zaman.
Barış Beldek
Yorum bırakın