DÜNYAYI İYİLİK KURTARACAK

Pırıl pırıl bir ağustos sabahı inmiştik Güneş’e en yakın üçüncü gezegene. Başlarda mavi ve güneşli semalarda süzülen uzay gemilerimiz halkta büyük bir panik ve endişe yaratmıştı. Ne olduğunu anlayamamıştı insanoğulları. Korkmuşlardı. İşgalci sanmışlardı bizi. Bir tehdit olduğumuzu düşünmüş, bize karşılık vermeye çalışmışlardı. Ama geceleri düzeltiyorduk tüm olumsuzlukları. Isıtıyorduk kalplerin buz tutmuş ön yargılarını. Direnemediler bize. Teslim oldular. Tehdit olmadığımızı anladılar. Alışmaya başladılar zamanla. Geceleri giriyorduk evlerine. Herkes uyurken vücutlarının en hassas merkezi olan yüreklerini ele geçiriyorduk. Bir tutam iyilik tohumu yerleştiriyorduk oraya. Kuşlar konduruyorduk yüreklere, çiçekler ekiyorduk, peri tozları serpiştiriyorduk, insanların hamurlarına incelik, zarafet ve asillik mayalarıyla, güzellik, sevgi, erdem ve şefkât aromaları katıyorduk. Yüreklerinden başlayıp bütün vücutlarına yayılan, ruhlarına ve akıllarına sirayet eden iyi düşüncelerle büyülüyorduk onları.

Acı ama gerçekti. İniş yaptığımız bu gezegenin sonu yakındı. Hâli içler acısıydı. Kötüler kazanmaya devam ediyordu. İyiliğin pek hükmü kalmamıştı. İnsanın tutunduğu, inandığı, savunduğu, yücelttiği her şey eski değerini kaybetmişti günden güne. Bize acilen bir şeyler yapmamızı yoksa her şeyin biteceğini fısıldamıştı göklerden gelen o yüce ses. Kendisi de artık yetişemiyordu dallanıp budaklanan, içinden çıkılmaz bir hâl alan kötülüğe. Bir anlaşma yapmıştık bizde onunla. Merhametine sığınmıştık. Son bir şans istemiştik bu gezegenin insanı için. İyilerin sayısı en kısa zamanda kötülerin sayısını geçmezse bu dünyayı elinin tek bir hareketiyle bitireceğini biliyorduk. Apar topar yörüngemizi değiştirmiş ve acilen buraya gelmiştik bu yüzden. İnsana yardım etmemiz, umut vermemiz, onu yok olmaktan kurtarmamız gerekiyordu.

Göklerin insanları demişlerdi bize. Melekler, gözcüler, koruyucular, elçiler diyenlerde vardı. Herkes bir gün karşılarına çıkacağımızı yavaş yavaş ama derinden anlamaya başlamıştı. Suçu ve kötülüğü bu yaşlı ve günleri yavaş yavaş tükenen gezegen oluştuğundan bu yana en düşük seviyesine indirdik. Kötüler kaçacak delik aramaya başladılar âdeta. Ama ellerinde değildi bizi önlemek. Yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Bir sonraki gün iyi biri olarak uyanacaklarını biliyorlardı. Bir gücüm yetse de hep iyilik etsem diyen insanlara dönüşüyorlardı aniden.

İlk icraatlarımızdan sonra her şey birden nasıl da ilginç bir hâl almıştı görmeliydiniz. Evlerine düşüncesiz, bencil, umursamaz, hayattan kopuk ve bezmiş bir şekilde, umutsuz ve karanlık kalplerle dönen tüm insanlar gece ziyaretlerimizden sonra bambaşka kişilere dönüşmeye başlamıştı. Yardımlaşma artmıştı. Doğaya ve hayvanlara sevgi sonsuzdu. Herkes fidan dikmeye, sokaktaki hayvanlar için evlerinin önüne bir kap su ve mama bırakmaya başlamıştı. Trafik, saygılı, sessiz sedasız, yavaş bir şekilde akıyordu artık. Yayalar hep öncelikliydi. İnsanlar sürekli birbirlerine yol veriyorlardı. Metroda, otobüste herkes birbirine yer vermeye başlamıştı. Durumu iyi olanlar sürekli açlara, muhtaçlara yardım ediyor, sokakta ne zaman ihtiyacı olan birini görseler sıcak bir yemek alıyorlardı. Evsizlere vermek için herkes yanlarında atıştırmalıklar bulunduruyordu. Market poşetlerini taşımakta zorlanan bir insana yardım ediyordu o an tesadüfen oradan geçen bir kişi. Huzurevlerine ellerinde çiçeklerle giden insanların sayısı artmıştı. Yaşlıları, düşmüşleri ziyarete gidiyor, onlara gazete okuyorlar, vakit ayırıyorlardı. Kimse yere çöp atmıyordu artık. Kim sokakta bir parça çöp görse hemen alıyor ve çöpe atıyordu. Yazın kavurucu sıcağında inşaatta üç kuruş ekmek parası için çalışan işçilere su ve yemek taşıyordu millet. Bir lokantada yan masadakilerin yemeğini ödeyenler oluyordu ilginç bir şekilde. Onlar yemeklerinin ödendiğini anlamadan gidiyorlardı. Herkes yağmurda mahsur kalan birine vermek için fazladan bir şemsiye bulunduruyordu yanında. Limonata satan bir çocuğun standından bir sürahi limonata, mendil satan bir çocuğun elindeki tüm mendilleri satın alıyorlardı. İnsanlar sürekli birbirlerine selam veriyor ve gülümsüyorlardı. Hayır yürüyüşlerine katılıyorlardı. Hayır kurumları için kermesler düzenliyorlardı. Kan veriyordu herkes. Organ bağışçısı oluyordu. Eski, kullanmadığı eşyalarını bağışlıyorlardı. Kullanılmış kitaplarla kütüphaneye veya okullara katkıda bulunuyorlardı. Her gün bir çocuğa oyuncak verip mutlu ediyorlardı. Hayvan barınaklarında gönüllü çalışıyorlardı. Eski battaniyeleri, çarşafları ve havluları bu hayvan barınaklarına bağışlıyorlardı. İnsanlar bir iş yerinde örneğin eve acil gitmesi gereken bir iş arkadaşı için mesai yapıyor kendileri evlerine geç kalıyorlardı. Yeni arkadaşlar ediniyordu herkes, dostluklar kuvvetleniyordu. Sohbetler ne zaman olumsuz olmaya başlasa, konuşmaya her zaman olumlu bir yorum ekleniyordu. Komşusunun çimlerini biçiyordu insanlar, onlar için alışverişe gidiyordu, köpeklerini gezdiriyordu, onlar tatildeyken çiçeklerini suluyor, kaldırımlarını süpürüyordu. Pişirdikleri kurabiyelerden mahalleye yeni taşınan bir komşuları için bir tepsi fazla yapıyorlardı. Hayatlarında fark yaratan öğretmenlerini unutmuyor, onları ziyarete gidiyordu insanlar. Başka hiçbir şey için değil de sadece seni seviyorum demek için annesini, babasını, eşini, çocuğunu arıyorlardı. Yıllar içinde bağlantısını kaybettiği eski bir arkadaşıyla yeniden bağlantı kuruyordu herkes. Size yanlış yapan birini affediyordunuz. Yanlış yaptığınız birinden de özür dileyip barışıyordunuz. Nazikti insanlar, cömertti, bağışlayıcıydı, yüce gönüllülerdi artık. İyiye, güzele, doğru ve hayırlı olana doğru emin adımlarla ilerliyorlardı. Küçük iyiliklerdi belki bazısı ama dünyayı değiştiriyorlardı. Dünya daha da mutlu bir biçimde iyilikle dönmeye başlamıştı.

Kimin iyi kimin kötü olduğunu hissediyorduk. Müthiş bir sezgimiz vardı. Gece evine girmemizin hiç gerekli olmadığı iyi insanlarda vardı elbet bu gezegende. Örneğin zaten her gün insanları kurtarmak için canını dişine takan, sabah akşam hastalıkları tedavi etmek için çabalayan, iyiliğini hayatı boyunca kaybetmemiş bir doktor vardı. Bir gün yalnızca aklımızdaki iyilik hapları fikrini hayata geçirmek üzere onun evine gittik. Bulsa bulsa o bulacaktı bu hapları zaten. Ama daha 30 senesi vardı bu fikrin aklına gelmesi için. Zamandan kazanmalıydık. Dünya sonuna yaklaşıyordu. Bize muhtaçtı. Bir gece uyurken doktorun beynine iyilik, insanlık, cömertlik haplarının formülünü yerleştirdik ve tahmin ettiğimiz gibi birkaç gün sonra keşfetti bizim doktor bu hapları. Bir müddet sonra üretime geçilip her yerde satılmaya başlandı bu haplar. Bütün dünya bu keşfi konuşuyordu. Bizde tebessümle yukarıdan olanları izliyorduk. İnsanlar bu hapları içlerinde kötülük hissettikleri an, bir sabah, bir akşam alıyorlardı ve ertesi gün bambaşka biri olarak uyanıyorlardı. Bizimde dolayısıyla evlere eskisi gibi sık gidip kalpleri ele geçirmemize gerek kalmıyordu. Tabi gece vardiyalarımızda arada bir kötü insanlara bu hapları zorla yutturmamız ya da yiyecek ve içeceklerine onların ruhları duymadan katmamızda gerekebiliyordu.

Bütün kullarını iyi yaratmıştı Yaradan. Güneşi ve ayı, geceyi ve gündüzü, dağları, tepeleri, denizleri, nehirleri, dört mevsimi iyiliklerle donatmıştı. Kimse masum bir bebekken kötü değildi. Dünyaya geldiğinde herkesin kalbine ekilmiş milyonlarca iyilik tohumu vardı. Ama insan büyüdükçe, yaşamı gördükçe, toplumla yüzleştikçe bu tohumlar gittikçe azalmış, insan yüreği kuraklaşmış, çoraklaşmış, çöle dönmüştü. Kötülüğe meyilli olmuştu insan. İnsan insanı kötü yapmıştı bu gezegende. İnsan insanın kurdu olmuştu. Bir yağmur bekliyordu yürekler. İşte bizde burada devreye giriyor, sular seller gibi yağan yağmurlar akıtmaya çalışıyorduk tekrar insan yüreğine. Yürekleri iyilik temizleyecekti.

Acı günbegün siliniyordu yeryüzünden. Kötülüğü, kıskançlığı, kavgayı, nefreti, zulmü, ayrımcılığı önlemiştik. İnanç verdik insanlara, umut, dostluk, vicdan ve bir amaç verdik. Yaşama sevinci, doğruluk, dürüstlük, tevazu, onur verdik. İyiliğin tekrar ete kemiğe bürünmesine yardım ettik.

Bir zamanlar insandım. Hep kendimi düşünür, amaçsız, beyhude yaşardım. Bir ömür tüketmiştim yeryüzünde. Yaşlanmıştım. Nasıl da bomboş bir hayat yaşamışım, hayatımı nasıl harcamışım diye düşünüyordum her gün. Bir gün işten eve dönerken denizde çırpınan küçük bir kız çocuğu gördüm. Boğulmasına ramak kalmıştı. Olaydan bir gece önce girmişlerdi sanırım yapayalnız yaşadığım evime. Hiç düşünmeden denize atladım hemen. Elimden geldiğince kıyıya çıkmasına yardım ettim yavrucağızın. Sonra bir dalga geldi götürdü beni. Yüzme bilmiyordum. Son hatırladığım görüntü kurtardığım çocuğun bana minnet dolu bakan ve veda eden hüzünlü gözleriydi. Cansız bedenimi hiç bulamadılar. Kıyıdan metrelerce açıklara sürüklenmiş, sonrada batmıştım. Kendime geldiğimde devasa bir uzay gemisi bekliyordu beni. Göklerdeki insanlardan biri duruyordu karşımda. Meleklerden bile daha güzeldi. El salladı bana. Sonra elimi tutup ayağa kaldırdı beni. Yaşarken bir amacım yoktu. Ama ölünce, şimdi, onlara katılınca, artık bir amacım vardı.

Cennet diye bir yerden gelmiştik dünyaya. Yalnızca iyilerin gidebileceği bir yerdi burası. Amacımız dünyayı da geldiğimiz yere çevirmekti. “Şüphe yok ki Allâh-u Teâlâ iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez” diye geçiyordu Kur’an-ı Kerim’de. Zamanı gelince iyileri mükâfatlandıracaktı göklerdeki babamız. Sizi cennetine kabul edecekti. Babamı da kabul etmişti. Dünyanın en naif, en iyi, en düşünceli adamıydı. Sizde günün birinde bizden biri olacak ve artık iyilik için çalışacaktınız. Dünyayı iyilik kurtaracaktı. Dünyanın sonunun gelmesini hep beraber engelleyecektik. Yaklaşık sekiz milyar kişilik bu gezegende bir tane bile kötü insan kalmayana dek bıkmadan usanmadan kötülüğe karşı savaşacaktık. Sizde bugün, hemen şimdi, ya da hiç acelesi yok, ne zaman kendinizi “iyi” hissederseniz, kimseye çaktırmadan, sezdirmeden ve bunu dillendirmeden küçükte olsa birine bir iyilik yapabilir, hem onu mutlu edebilir hem de dünyanın kurtulmasına yardım edebilirsiniz. Unutmayın! Cennetin ve Alacakaranlık Kuşağı’nın kapısı siz iyi insanlara her daim açık olacak

BARIŞ BELDEK

04.08.2022

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑