“Bir düşler kıyımıdır yaşam; çiğnenmiş, ihanete uğramış, satılmış, bırakılmış, unutulmuş bir düşler mezarlığıdır… Ne israf…”
Pierre Schoendoerffer

Şöyle söylemişti Romain Gary Onca Yoksulluk Varken kitabında: “Geriye doğru düş kurmak neye yarar sanki, onun yaşında da ileriye doğru düş kurmak artık olanaksızdı”. Madam Rosa, “Karabasanlar düşlerin yaşlanmasıdır”, derdi hep diye de eklemişti. Haklıydı. İnsanın gençlikteki düşleri, yaşlanınca karabasanlara dönüyordu belki de. Geçen gece yatmadan aklıma geldi birden bu konu. Hani daha gençken, umut doluyken, ölmek var dönmek yok kafasındayken, daha bir pozitifken, her şeye, herkese daha bir sabırlıyken, hep ileriye doğru düş kurardık sanki. Hayata dair, geleceğe dair, yarına dair ümitlerimiz vardı. Hiçbir şeyin moralimizi bozmasına izin vermezdik. İçimiz kıpır kıpır, yarından, doğan günden ötürü umutla yatar, ertesi günü iple çekerdik. Bilmem farkında mısınız büyüyünce uykuya bile daha bir umutsuz gitmeye başladık her gece nedense. Sabahları yüzümüzü hep hüzünle yıkar olduk. Günü bitirmeye çalıştık yalnızca. Günler artık eğlenceli olmanın ötesinde, bir an önce bitse de tekrar uyumaya gitsem gibisinden birer yüke dönüşmüştü gözümüzde. Güzel günler, düşler, hayaller hep geçmişte kaldı. Geriye doğru yoğun düşler kurmaya başladık. Eski filmlere, eski insanlara, çocukluk arkadaşlarına, eski aşklara aitti düşlerimiz. Nostalji ve melankoli doluydu hayatımız. Yarınlardan umutsuzduk. Her yerde aynı hava, aynı koku, aynı tat vardı. Hiçbir şey değişmiyordu. Sevinç yükleneceğimize kahır yükleniyorduk her gün. Hayat bizi günden güne daha karamsar yapıyordu. Nasıl bu hale gelmiştik? Hayat niye bizi böyle yormuştu? Hayal kırıklıkları hep kaderimiz mi olacaktı? Fıtratımızda hep mi kaybetmek yazılıydı? Hep mi geçmişe doğru düş kuracaktık? Bunları oturup düşündüm geçen gece. Şairlerin spleen dedikleri bir tür varoluş sancısıyla. Son bir sigara yaktım yatmadan önce. Sabaha kalkacağımız garanti değildi. Gelecek hazindi. Şansım olsa günlerin ileriye doğru değil de geçmişe doğru gitmesini isterdim. Düşler artık yalnız geçmişte ya da masallarda kalmıştı benim için. Hayatta masal olacaktı zaten günün birinde. Bütün düşlerimiz gibi hayatta bir mezarlıkta son bulacaktı. Milyonlarca insanla birlikte hepimiz düşler mezarlığının müdavimi olacaktık eninde sonunda. Sağlık, mutluluk, anılar, düşler, para, pul, güzellik, yetenek…Harcanacak hiçbir şeyimiz kalmayacaktı geriye…
Barış Beldek
12.11.2021
Yorum bırakın