
“Yalnız ölüm yalan söylemez!”
Sadık Hidayet – Kör Baykuş
Mezarlıklardaki çiçeklerden daha hüzünlü bir şey varsa eğer; oda bir bayram günü babanızın mezarına bıraktığınız şekerlerdir. Bir bayram daha onsuz geçiyordur. Sabah bayram kahvaltısını onunla yapamamış, ardından bayram kahvesini onunla içememiş, ona bir şeker ve kolonya dahi tutamamış, ona sarılıp, kucaklaşıp, koklayıp, elini öpüp, canım babam bayramın kutlu olsun, iyi ki varsın, iyi ki babamızsın, iyi ki yanımızdasın, iyi ki senin gibi bir babanın evlatları olmuşuz, çok şükür tüm ailemiz hep bir arada diyememişsinizdir bir kez daha. Bayram, bayram gibi değildir de, içleri kıpır kıpır, mutlu, mesut insanların arasında kendinizi bir gölge gibi hissettiğiniz 4 sıkıntılı günden oluşan ve çabucak atlatmak, unutmak, defnetmek istediğiniz bomboş bir şeydir sizin için. İçiniz yine bastırılamaz bir hüzünle dolmuştur. İçinizden yıllar geçse bile atamazsınız o keskin, yoğun, sizi boğan hüznü. Yıllar geçse de bir türlü veda edemez, uğurlayamazsınız babanızı. Hep eksiksinizdir artık babanız olmayınca. Hayat sanki artık bir kez bile yüzünüze gülmeyecek gibi gelir babanızı kaybedince. Şansınız hiçbir şeyde dönmez. Hiçbir şeyden mutlu olamazsınız. Yalnız küçük mutluluk kırıntıları yaratmaya çalışırsınız arada kendinize. Yaşamaya, günü atlatmaya, acılar şöyle dursun daha ölmedik ya demeye çalışırsınız. Arada bir sizde mutlu olmak istersiniz. Onu da elinize yüzünüze bulaştırırsınız her seferinde. Ama kalabalıklar içindeki yalnızlıklar, bunalımlar, sıkıntılar, üzüntüler hep daha bir ağır basar hayatınızda artık nedense. Melankolik olursunuz. Hayatınız hep bir nostaljiyle dönmeye devam eder. Eski şeyler size hep geçmişi hatırlatır. Aman sende, ölenle ölünmez, hayat devam ediyor derler, kimileri için bir haftada atlatılabilecek acılar, sorunlar, sizin gözünüzde büyür, yıllarca sizi altüst eder, işin içinden bir türlü çıkamazsınız. Derdinizi anlatacak çok kişide yoktur ya çevrenizde. İçinize atarsınız bu yüzden her şeyi. İçinizden de bir parça ölür her bayramda. Ölüm ailenizden birini almaya gelince, sizin evinize de uğrayınca artık ölüm fikri o kadarda korkunç gelmez. Alışırsınız ona bir bakıma. İlk ciddi tanışmanızı yapmışsınızdır onunla. Babanızı alıp götüren ölüm, her gün başka başka, nice insanları da alıp götürüyordur nede olsa. Kızamazsınız ona. İnsan sonuçta ölmek için dünyaya geliyor dersiniz. Kaderimiz bu. Alınyazısı. Ahirette bir parçanız vardır artık. Bir gün sizinle buluşmayı bekleyen. Bir gün sıra hepimize gelecek dersiniz. Aşı olurken beklediğiniz ya da fatura ödemesindeki uçsuz bucaksız kuyruk gibi hepimiz bir yaşam kuyruğunda ölümü bekliyoruz şu anda. Babanız yanınızda olmayınca, hep bir acı, bir keder, bir mutsuzluk, bir yalnızlık vardır içinizde. Mezarı başına gidersiniz babanızın böyle özel günlerde. Komşularına bakarsınız babanızın. 11 aylıkken vefat eden bir bebekte vardır, Kızılay’daki terörist saldırıda el ele sonsuzluğa giden daha 18-19 yaşlarında bir çiftte, eşinin yanına gelmesini bekleyen, öbür dünyada onunla buluşmayı iple çeken ve vasiyeti üzerine daha yaşayan eşi için hemen yanına bir mezar yaptıran emekli bir albayda vardır. Annenizin yalnızlığına üzülürsünüz en çokta böyle günlerde. Babanızın mezarı başında kapaklanıp ağlaması, mezarındaki toprağı eliyle düzeltmesi, mezar taşındaki resmini öpmesi, dualar okuması, çiçekleri sulaması, oradan zorla ayrılması, yine geleceğim bekle beni demesi dokunur size. Kuruyan gülleri görürsünüz. Daha bir üzülürsünüz. İçiniz parçalanır. Su dökersiniz belki biraz canlanırlar diye. İnsan ölüyor, mezara bırakılan çiçekler mi ölmesin diyeceksiniz şimdi. Onlarda insanoğlu gibi talihsizlerdir maalesef. Ne yaparsanız yapın canlanmaz güzelim çiçekler. Solmaya, sıcaklardan kurumaya, boyunlarını bükmeye, ölmeye mahkumlardır ne yazık ki. Mezarlığa gidince garip bir şekilde bomboş gelir gözünüze. Gariptir ölüler, mahzunlardır, yalnızlardır, seslerini duyuramazlar, orada terk edilmiş gibidirler hep. Belki en sevdiklerinin ziyaretleri bir nebze olsun mutlu eder onları. Yalan dünyadaki zoraki dostlukları, katlandıkları insanları, paraları pulları için onlarla birlikte olan kişileri, yüzlerine gülen, arkasından konuşan sahtekar sevenlerini, işleri bitince yalancı dostlukları da biten sözde ahbaplarını, nankör, içten pazarlıklı akrabalarını beklemez hiç biri. Yalnızca onları oldukları gibi sevenlerini, hatırlayanları, unutmayanlarını, unutmak istemeyenlerini beklerler. Ailelerini beklerler hepsinden öte. Canlarını, kanlarını, hayatlarında en çok değer verdiklerini. Eşleri ve çocuklarını belki yalnızca. Ne doğru düzgün gelenleri vardır ama göçüp gidenlerin çoğunun, ne gidenleri. Yaşayan insanların dünyasında herkes yaşamla, gündelik telaşlarla, para pul davalarıyla, dünyevi meselelerle sarılıp sarmalanmış durumdadır sürekli. Bizimde bir gün burada, tüm bu ölülerin yanında, bu sessizlikte, bu sonsuz istirahatte, bu hayatın tek gerçeğinde olacağımızı tahayyül edemez gibidir hiç kimse. Hayatın ne kadar boş olduğunu fısıldar ölüler insana. Yalandır dünya. Aldatmacadır. Fanidir. Gelir ve rüzgar gibi geçer. Tükenir, solar ve günün birinde biter tüm bu yalan. Kör Baykuş’ta, o muhteşem romanında ne der büyük yazar Sadık Hidayet: “Yalnız ölüm yalan söylemez!” Bir tokat gibi yüzümüzde patlar bu cümlesi her seferinde. Mezarlıklara gidince daha bir iyi anlarsınız yalnız ölümün yalan söylemediğini. Hayatın büyük bir yalandan ibaret olduğunu, bir şaka gibi olduğunu, pamuk ipliğine bağlı olduğunu, tüm çabalarımızın aslında ne kadar anlamsız olduğunu. İnsanın nasıl zavallı, nasıl bir gizler yığını olduğunu, neleri dert ettiğini, kuruntu yaptığını, ne gibi yalanlarla kendini avuttuğunu, nasıl kıyıcı, gaddar, zalim, inatçı, hırslı, kinci, iki yüzlü olabileceğini, neleri kafasına taktığını, sudan sebeplerle nasıl bu kadar kırıcı olabileceğini, dışarıdaki dünya ile buranın ne kadarda farklı olduğunu. Hepsini anlarsınız ölülere kulak verirseniz şayet. Yaşayanları dinlediğiniz gibi değil ama. Kalbinizle dinlemelisiniz ölülerimizi.
Bir bayram daha bitmek üzere. Babam olmadan. Mezarlıklardaki çiçeklerden daha hüzünlü bir şey varsa eğer; oda bir bayram günü babanızın mezarına bıraktığınız şekerlerdir. Afiyet, bal, şeker olsun canım babam. Bayramın kutlu olsun. Bu vesileyle de herkese sıfır hüzünlü, bayram şekerleri tadında, çiçekler gibi mis kokan, analı, babalı, çoluklu, çocuklu, hep bir arada, neşeli, güzel ve mutlu, hiç kimseyi kırmadan, hiç ölmeyecekmiş, sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi, yürekten, barış dolu, huzur ve güzellik dolu iyi bayramlar. Bu bayram ve her bayram. Alacakaranlık Kuşağı’nda.
Yorum bırakın