KARA ÜÇLEME’DEN

Leo Malet. Fransız polisiye romanının ustalarından. En meşhur kitapları Kara Üçleme diye bilinen, Hayat Berbat, Ecel Terleri ve Güneş Bize Haram. Üniversitedeyken bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine başlamıştım hepsine. Nutkum tutulmuştu. Affalamıştım. Tokat yemiş gibi olmuştum. Öyle cicili bicili cümleler, pembe hayaller, mutlu sonlar yoktu kitaplarında. Tamamen gerçektiler. Hayat gibiydiler. Çok karanlıktı hikayeleri. Karamsardı. Acıydı. Netti. Hayat tarafından dışlanan, aşağılanan, ezilen, bir türlü çıkış yolu bulamayan suçluları işliyordu. Gün yüzü görmüyorlardı, rahata çıkamıyorlardı. Bizde kendi kendimize, dünyadaki olayları görür ve bazen “HAYAT BERBAT” deyip dururduk üniversitedeyken. Bizim için bir slogan olmuştu bu artık. Üzerimizde büyük etkisi vardı Malet’in. Çok güzel alıntılar yakalamıştık zamanında. Geçen gün tekrar karıştırdım şöyle sayfaları. Halen etkileyiciliklerinden hiçbir şey kaybetmemişler.

  • İnsan bir kuyuya düştüğünde, itenin ne önemi vardır ki. Onu en çabuk şekilde dibe götüren, kendi ağırlığıdır.
  • On yaşındaydı. Ben de on yaşında olmak isterdim. Hayat berbattı. Bu her gün kendini gösteriyordu. On yaşında olmak isterdim. Muazzam bir on yaşında olma arzusu. Hayat berbattı; bu, tiksindirici ve korkunç bir çarktı; biz de berbatlığının sürmesine katkıda bulunuyorduk. Önüne geçilmez bir kusma isteği karnımı burdu ve elimde tabanca, dudaklarımda bir alay hamile kadına düşük yaptırabilecek bir gülümsemeyle arabadan fırladım.
  • Sefalet, üzerine yapıştığında adamı kolay kolay bırakmaz. Kurtulmak için bir mucize gerekirdi. İşin beteri de, içimizde mucizeye inanan tek kişinin olmaması.
  • İyi bir cani olmak için, uzun zaman boyunca namuslu bir vatandaş olmuş olmak lazım.
  • Hayatta bir talihsizlik, bir diğerini davet eder.
  • Beni sevmiyormuş… blöften… bizi satacaktı… onu seviyordum… o sevmiyordu… hepsi aynı… ben de indirdim onu… berbat bir şey bu… Hayat berbat dedim.
  • Bizim işlerde mutlu insanlara yer yoktur.
  • İnsan kendine hayat seçemiyor.
  • Fakirler bir tek sefaletten dolayı canlarına kıyarlar. Öteki intihar nedenleri zenginlere yaraşır. Kıskançlık…Aşk ıstırapları…
  • Paketimden içinde kalan son sigarayı çıkardım. Sigarayı yaktım. Hayat berbattı ve ben onu daha da berbatlaştırmıştım.
  • Feleğin kahpeliği! Kendini kurtaracağını zannedersin, tutunduğun her şey elinde ve öncekinden de beter bir halde geri düşersin.
  • Bizi birbirimizden bir evren ayırıyordu ve buna rağmen karşılaştık.
  • Usandım artık, teorilerden. Daha iyi bir dünya için dövüşmeye başladığımızdan beri, bana öyle geliyor ki içinde yaşadığımız dünya daha da beter oluyor. Keşke bireysel olarak, kendimize huzurlu bir hayat uydurabilsek.
  • Bak güneş mesela, herkes için parıldar, değil mi? Neyse, öyle söylenir. Doğru değildir bu. Dışarıda yattığın zaman, karnın boşken, veya sağda solda sürünmüşken, güneş ötekiler için parıldadığı gibi parıldamaz; karnı tok ve iyi uyumuş olan ötekiler için parıldadığı gibi…Onunla senin arana perde gibi bir şey girer. Her şey bize haramdır. Güneş bile…
  • Her şey fazla iyi başlıyordu. İş, yatacak yer, sempatik ve yardımsever tipler… Böylesi sürmezdi.
  • İnsanoğlunun yok edilmesi dileklerimi hiç yüksek sesle söylememiştim. Sadece garip hayallerle hoş tutardım kendimi… Yeryüzünde evrenin seyredilebileceği noktayı bilseydim, oraya koşar, toprağa bir kazık sokar, ona asılır ve düşerken dünyayı da peşime katarak kendimi boşluğa atardım…
  • Hakikaten de kendimle bayağı çelişki içindeydim. Hayat bir çelişki ağından ibaretti. Hayat berbattı. Yaşama lafını kullanmamak lazımdı; berbat etme, bağırma, azarlama ve kusma demeliydik. Gülümseyerek kalktım.

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑