“Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, söyleyeyim: Annemdir.”
Abraham Lincoln
Daha gün ağarırken kalkmıştı annem. Çay demlenmişti çoktan. Kahvaltımızı hazırlıyordu. Her sabah biz yemeden mutlu olmazdı. Gün başlamazdı onun için. Kendine dert edinirdi. İçine sinmezdi. Fransız Tostu kızartıyordu. Yumurtalı ekmek derdik biz ama. Çocukluktan beri çok severdim. Annem harika yapardı. Babam okula gidecekti. Erkenden kalkıp öğrencilerinin yazılılarını okumaya başlamıştı. Ağabeyimde lisedeydi daha. Bende annemle hastaneye gidiyordum her gün. Annem hemşireydi. Yıllar yılı annem sayesinde kendi kendimizin doktoru olduk, ilaç isimlerini öğrendik, iğnelerimizi hep o yaptı. Ne zaman hastalansak hızır misali yetişirdi imdadımıza. Onun sayesinde doktor görmedik. Hayattaki en büyük desteğimiz, en büyük güvencemizdi. Onun sayesinde ayaktaydık. Ona tutunuyorduk. Halende öyle çok şükür. Annemin çalıştığı hastanenin bir anaokulu vardı. Annem evde bana bakacak kimse olmadığı için beni oraya yazdırmıştı. Her gün annemleyim anaokulunda. Öyle yakınız ki. Çok mutluyum. Giderken elini tutuyorum. Burnuma o güzel parfümünün kokusu geliyor. Hastanenin kantininde duruyoruz. Bana Karmen çikolata alıyor, Kokoşale alıyor, Cino alıyor, Tombi alıyor. Çocukluğumun lezzetleri. Öğlen yemeğinden sonra yersin ama diyor. Sabah beraber gidiyoruz annemle, akşam beraber dönüyoruz. Birbirimizin yüzüne bakıp gülmeme oyunu oynuyoruz yolda. İlk gülen kaybediyor. Anneme mektuplar yazıyorum, resimler çiziyorum o zamanlar. Onu ne kadar çok sevdiğimi. Onsuz yapamadığımı. Bir an önce okulun bitmesini ve ona kavuşma isteğimi söylüyorum. Onu ne kadar çok özlediğimi. Anaokulundan çıkınca koşa koşa hastaneye annemin çalıştığı çocuk kliniğine geliyorum. Sarılıyorum ona, öpüyor beni, kokusunu duyuyorum. “Annesinin oğlu küçücük Barış varmış” diye bir şarkı uydurmuş annem. Sürekli onu söylüyor bana. Neşelendiriyor beni. Gece bazen yanında yatıyorum. Dualar okuyor. Üflüyor. Her zaman şükrediyor ailemize, sağlığımıza, mutlu günlere, beraberliğimize. Annem olmadan hayatta bir hiç gibi hissediyorum. Anaokulu bitince annemle vakit geçiriyorum akşama kadar. Herkes çok seviyor beni. Doktor amcalar var, doktor teyzeler, annemin mesai arkadaşları. Öğlen yemeğe çıkıyoruz annemle. Hastanenin yemeklerini çok seviyorum. Ama annemin evde yaptıkları kadar güzel olmuyor tabi. Annemle arada kaçamak yapıyoruz. Hastanenin karşısındaki lokantadan döner ısmarlıyor bana. O yıllar yediğim dönerin tadını hayat boyu bir daha hiç bulamıyorum. Oyuncaklar alıyor bana sonra. Pelüşlar. Arabalar. Ayakkabılar. Beni mutlu etmek için dişinden tırnağından arttırıyor, her istediğimi alıyor. Aybaşlarında benden mutlusu yok. Hayatımın en güzel zamanları. Yılbaşlarını çok seviyoruz ailecek. Annem günler öncesinden planlar yapıyor. O meşhur yaprak sarmasından sarıyor. Masayı donatıyoruz. Babam rakısını açıyor. Çam ağacı annemin olmazsa olmazı. Her sene süslemeden duramaz. Küçük hediyeler hazırlar bize. Yılbaşı desenli peçeteleri bile unutmaz. İnsan çocukken neyse büyüyünce de odur derler. Bence insan çocukken annesinden ne görürse büyünce de onları devam ettirmek istiyor. Babaannemde sağ o zamanlar. Bizle kalıyor. Zavallı, mahzun, garip babaannem. Son zamanlarını yaşıyor o günlerde. Hep annem bakıyor ona. Altını temizliyor. Yatakta çok yattığından dolayı oluşan yaralarına pansuman yapıyor. Kimseyi tanımıyor son günlerinde. Yanına annemin aldığı bir pelüş oyuncak ile geliyorum. Pelüşu gerçek bebek zannediyor. Ağabeyim sanki evlendi de onun çocuğu oldu sanıyor. Annem ona en güzel kıyafetlerini giydiriyor yılbaşında. Böyle çiçek desenli güzel bir entarisi var. Kolundan tutuyor annem onu. Sofraya oturuyoruz. İçim kıpır kıpır. Hep birlikteyiz. Mutluyuz. Hayat annemin sihirli dokunuşlarıyla cennet gibi bir yere dönüşüyor her zaman. Böyle bir annem olduğu için belki de dünyanın en şanslı velediyim. Allah herkese benimki gibi bir anne nasip etmiştir İnşallah.
Canım annem. Dert ortağım. Sırdaşım. Biriciğim. Yıllarca çalışıp, didinip, uğraştın o hastane köşelerinde. Saçını süpürge ettin bizim için. Üzerimize düştün sürekli. Hep iyiliğimizi istedin. Beni anaokullarına götürdün, derslerimde yardımcı oldun, resim ödevlerimi yaptın benim yerime, yıllar boyu bize baktın, doyurdun, pisliğimizi temizledin, kahrımızı çektin. Canım babam son nefesini verene kadar onunla birlikte canla başla savaştın. “Sen yanımızdayken bize dünyada ölüm yok hanım” derdi babam sağlığında. Eziyetler çektin, doğru düzgün gün yüzü göremedin bizim yüzümüzden. Yine de hiçbir şeyden şikayet etmedin. Hep mutluydun, hep umutluydun, iyimserdin, güler yüzlüydün. Yaşama sevincimiz oldun sen bizim. Evşen’di adın. Evimiz şendi seninle. Hayat sensiz çekilmiyordu. Ben askerdeyken üzülmeyim diye benden hastalığını sakladın. O zor günlerde, o özlem dolu, o keder dolu günlerde seni arama imkanım olduğunda, hiçbir şeyi bana çaktırmadın. Çok iyiymişsin gibi konuştun telefonlarda. Sırf ben gurbette üzülmeyim diye. Sırf kalkıp yanına gelmeyim, askerliğimi uzatmayayım diye. İyi ki senin gibi bir annemiz var.
Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar demişler ya. Düşünüyorum da. Ne kadar da doğru bir söz. Korkunç derecede gerçek. Şoke edici. Ürperiyorum bu sözü düşününce. Yüzümde tokat gibi patlıyor duyunca. Hepimizin bir göz kırpışı kadar ömrü olan şu kısacık hayatımızda, annelerimiz kadar bizleri seven başka birisi var mı acaba? Hiç bir karşılık beklemeden, hayatımızda olan güzel şeyler için sevinen, kötü şeylere gerçekten, yürekten ağlayan, kendine en ufak üzüntülerimizi dert edinen canım annelerimiz. Ana sevgisi. Sevgilerin en kutsalı. En güzeli. En tatlısı. Küçükken belki idrak edemiyorsun bunu, farkına varamıyorsun doğru düzgün. Kırıyorsun onları bazen. Başına buyruk davranıyorsun. Çocuksun. Kafan başka yerlerde. Değerini bilmiyorsun. Kıymetlerini çok iyi anlayamıyorsun. Ama büyüdükçe, hayatta anne sevgisinden daha büyük bir sevgi olmadığını anlamaya başlıyorsun.
İnsan büyüyor. Masumiyetini kaybediyor. Çocukluk bitiyor. Dışarıda hayat akıp gidiyor. İşimiz, çalışma hayatı, yaşamın bin bir türlü zorlukları bizleri türlü türlü maskeler takmaya zorluyor. Kimimiz annesine veda etmek durumunda kalıyor, kimimizin görüşmeleri seyrekleşiyor, kimimizinse annesi hep yanında ama ne olursa olsun analarımız hep içimizde, hep kalbimizde, hayatta nereye gidersek gidelim götürüyoruz onları. Bize yön veriyorlar, karanlıkta bize ışık oluyorlar, rehberimiz, kılavuzumuz oluyorlar, hayatta kaybolunca yönümüzü bulmamızı sağlıyorlar. Dışarıda bambaşkayız belki ama eve dönünce ana kuzusuyuz hepimiz. Her zaman onların yüreğinde anaokuluna götürürken elinden tuttuğu o küçük çocuğuz. Ne zaman hayatta kolay kolay bulunamayan bazı şeylere, insanlığa, şefkate, inceliğe, düşünceye, merhamete, iyiliğe, güzelliğe, adalete gereksinimimiz varsa Analarımız sığınacağımız ilk limanımız oluyor. Başkada doğru dürüst bir liman bulamıyoruz zaten hayat boyu. Bizi onun kadar sevecek birilerini bulmak imkansız. Ama bazen yüzde 50’si bile yeterli. Allah insanların karşısına umarım, onları anaları gibi, hiç yoksa analarının yarısı kadar sevecek insanları çıkarsın.
Çocuk olun ya da yetişkin. Yanınızda olsun ya da olmasın. Haklarını ödeyemeyeceğimiz meleklerimizin, yıllardır çocuklarının arkasından haklarını arayan gözü yaşlı Cumartesi Annelerinin, yeryüzündeki erkek hegemonyası tarafından ezilen, dövülen, dışlanan bütün annelerin, dünyanın bir gün size yaraşır bir biçimde düzeleceğini, adaletin, onurun ve hak ettiklerinizin, size bir gün değil her gün verileceği günleri ümit ederek, başta anacığımın ve bütün Anaların, Anneler Gününü kutlarım. Babamın hep dediği gibi, annelerimiz bu hayattayken bize dünyada ölüm yok.

Yorum bırakın