
“Her şey bir yana, hiçbir şeyin yok edemeyeceği, sonsuza dek bozulmadan kalacak şeyler var sanırım. Sanki, insanlara artık hiçbir şey olmayacak. Kolayca yenilmeyen bir tür, insanlık. El ele vererek ve gülümseyerek yıkıntılar içinden yükselmenin yolunu biliyorlar.”
Romain Gary
Canım babacığım, bugün 1 Mayıs 2021. İşçi ve Emekçi Bayramı. Senin gençliğindeki gibi kutlanmıyor tabi. Hiç bir yerde bir bayram havası yok. Bir coşku yok. Bir sevinç yok. Adı kalmış yalnızca. Sembolik olarak insanlar bir şeyler paylaşıyor o kadar. Herkes kan ağlıyor. Sokağa çıkmak bile yasak böyle bir günde. Başımızda büyük bir virüs belası var. Bizi hayattan koparıyor. Bu günleri görsen çok şaşırırdın. Evde oturup kalmaya hiç tahammül edemezdin çünkü. Mayıs’ı ne çok severdik seninle. Hep özel olmuştu Mayıs ayları bizim için. Havalar güzelleşir, moralimiz bir nebze olsun düzelir, aklımıza hep 1968 yılının Mayıs’ı gelirdi. Umudun ayıydı Mayıs, baharın ayı, mücadelenin, emeğin, ekmeğin, direnişin. Yeni doğan bir bebek gibiydi. Yaşamı müjdeliyordu. 68’in Mayıs ayını kaçırdım ben. Katılamadım. Daha dünyada yoktum o zamanlar. Ama dersimi senden iyi öğrendim. Hep bahsederdin bana o günlerden. “Oğlum biz 68 kuşağıyız” derdin. Bütün dünyanın tek yürek olup, adaletsizliğe, yasaklara, modern köleliğe, insanların özgürlüklerinin engellenmesine, kapitalist sisteme, ırkçılığa, ayrımcılığa, faşizme, baskılara, zorbalığa, gaddarlığa, savaşa, kine ve nefrete başkaldırısı başlamıştı o günlerde. Fransa’da başlayan öğrenci isyanıyla kıvılcım almıştı her şey. Kısa bir süre sonra işçiler onlara destek vermişti. Daha iyi bir yaşam istiyordu işçiler. Renault fabrikasında mesai saatlerinde indirime gidilmesini istiyorlardı. Emeklerinin karşılığını almak istiyorlardı. İnsanca yaşamak istiyorlardı. Evlerine her gün moralsiz, bitap düşmüş halde, kederli, borç harç içinde, karamsar dönmek istemiyorlardı. Gelecek istiyorlardı. Aileleri vardı. Çocukları. Onların yüzlerine bakabilmek, onları insana yaraşır bir biçimde yaşatmak istiyorlardı. Tuzu kuru patronlarının kendilerine saygı duymasını, haklarını ziyadesiyle vermesini istiyorlardı. Patronun işçilere ihtiyacı vardı, işçilerin patrona değil. Bunu anlamaya başlıyorlardı. Okumalıydılar. Anlamalıydılar. Kitle olmaları lazımdı. Bilinçlenmeliydiler. Öğrenciler ve işçiler kenetlenince daha sonra bütün halka sıçramıştı direniş. Herkes sokağa inmişti. Tüm dünya Fransa’ya destek vermişti. Ülkemize kadar gelmişti. Hürriyet istiyordu insanlar. Adalet, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, barış istiyorlardı. 26 yaşındaymışsın babacığım o günlerde. Belki de hayatının en güzel dönemleriydi. Dünya kaynamaya başlamıştı. Haksızlık diz boyuydu. Zulüm vardı. Irkçılık vardı. Sömürü. Şiddet. Baskı. Ayrımcılık. Cinsiyetçilik. Savaş vardı sonra. Vietnam Savaşı. Cinayetti. Masumlar, çocuklar ölüyordu bir hiç uğruna. Felaketler, katliamlar, kıyım, kan, acı ve gözyaşı diz boyuydu. Martin Luther King öldürülmüştü. Siyahilerin haklarını savunuyordu. İstediği tek şey eşit ve özgür olan, daha iyi bir dünyaydı. Uzun süredir dünyamız kötü bir düzenin, kötü yöneticilerin, kötü fikirlerin hegemonyası altındaydı. Eski dünya rezildi, kokuşmuştu, yerin dibine batması lazımdı. Paris’te gösterilerde “Koş yoldaş, arkanda eski dünya var” diye slogan atıyordu direnenler. Yeni bir dünya kurulmalıydı. Artık yönetim iyilere geçmeliydi. Ama dünya zalim, çirkin, nobran bir yerdi. Beyefendilerin, iyi insanların, vicdanlı, merhametli, anlayışlı insanların devri değildi. Kötüler kazanıyor. İyiler birer birer kaybediyordu. “Gerçekçi ol, imkansızı iste” diyordu Che Guevara her şeye rağmen.
Bende imkansızı istiyordum sen ölüm döşeğindeyken canım babam. Dünyanın değişmesini, en çokta senin düzelmeni ve tekrar eve dönmeni istiyordum. Bir mucizenin olmasını bekliyordum. Sen hastanedeyken bir zamanlar senin bana öğrettiklerini söylerdim sana. “Bak babacığım önümüz bahar, dişini sık biraz daha, iyileşeceksin, yine güzel günler göreceğiz. Güneşli bir bahar günü çayını yudumlarken gazeteni okuyacaksın balkonumuzda, maçları izleyeceğiz, at yarışlarına gideceğiz. Dünya belki değişecek, daha güzel bir yer olacak, hiç canını sıkma, bunu da atlatacağız, moralini yüksek tut, dayan babacığım.” Ne çok severdin Ahmed Arif’in bu şiirini. Hayat felsefen gibi bir şeydi. “Dayan kitap ile. Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile. Dayan umut ile, sevda ile, düş ile.” Ama olmadı. Dayanamadık. Seni kaybettiğimiz yıl Mayıs ayını bile göremedin. Oysaki yalnızca 3 gün vardı 1 Mayıs’a.
68’in Mayıs ayı insanlara umut verdi, dayanacak, tutunacak bir şeyler verdi, öğrenciler ve işçiler birlik oldu, halk onlara destek verdi, bizde buradayız dedirtti, bir devrimdi, bir hayal, bir rüyaydı. Hakkını aradı insanlar, başkaldırdılar, birbirlerine sarıldılar, birbirlerinden güç aldılar. Ömür boyu hatırlanacak bir gösteriydi. Ama ne dünya değişti, ne de insanlar.
Unutamadığım bir rüyam var babacığım. Yıllar önce seni kaybettikten sonra görmüştüm. Mayıs ayındaydık. Dil Tarih Coğrafya Fakültesindeyim seninle. Ortalık çok kalabalık. Hep öğrenciler var. Herkes elindeki bayrakları sallıyor. Gençsin sen daha. Aynı yaştayız. Babam değil de arkadaşımsın sanki. Yanımda olduğunu görüyorum. Can ciğer dostuz seninle. Ölümüne birlikteyiz. Omuz omuza katılıyoruz gösterilere. Protesto ediyoruz tüm haksızlıkları. Umut doluyor içimiz. Hava o kadar güzel ki. Tatlı bir bahar havası var. Her yer çiçek kokuyor. İyilik. İnsanlık. Kardeşlik. Emek. Erdem. Bunlardan güç alıyoruz. Hepsi kalbimizde. Birleşip bize yardım ediyorlar, devam etme gücü veriyorlar. O tatlı havayı içime çekiyorum. Ümitle doluyor içim. İçimizde bir adalet hissi var. Dünyanın değişeceğini biliyoruz artık. Çok sevinçli, çok memnunuz. Hayatımda gördüğüm en güzel rüyalardan biriydi. Sonra da uyanıyorum. Gerçeklerle yüzleşiyorum bir kez daha. Dünya hep aynı nedense, her şey yerinde sayıyor. Ulis’in Bakışı filmindeki adamın söylediği çok doğru belki de. “Kurduğumuz tüm hayallere rağmen hiçbir şey değişmiyor.”
Bugün sensiz bir Mayıs ayı daha başladı canım babam. Rahat uyu. Hiç üzülme. Mutlu ol. Kederlenme. Belki de hayal ettiğimiz hayat, hayal ettiğimiz düzen yalnızca senin gittiğin yerde mümkündür. Burada senin huzurunda, tüm işçilerin, tüm emekçilerin, çaba sarf eden ve hakkını arayanların, bu anlamlı gününü, 1 Mayıs’ı, canı gönülden kutluyorum. Dünyayı değiştirmek için elimden bir şey gelmese de kalbim hep onlarla. İnsanın bu savaştan zaferle çıkacağından, emeğin değerinin anlaşılacağından, iyiliğin ve alın terinin zamanı gelince mükafatlandırılacağından adım gibi eminim. Bir gün seninle sonsuzlukta yeniden buluşmak, sarılmak, hasret gidermek ve belki de, eğer mümkünse, bilemiyorum, böyle imkanlar olabilir gittiğin ve bizimde gideceğimiz meçhul diyarlarda, bir gün 68’in Mayıs ayında birer genç olarak gösterilere seninle, yan yana katılmak dileğiyle. Rüyamda gördüğüm haliyle. Sana söz veriyorum. 68 ruhu sözü.
Seni çok seven oğlun.
Yorum bırakın