EN ACI AY

Bahar gelirdi Nisan ayları. Hava güneşli. Ama içimizde dinmek bilmeyen bir kış. Beş sene bitecek 28 Nisan’da. O dönemlerde metro’da inşaat vardı. Okuldan çıkardım. Kızılay’dan Akköprü’ye kadar bırakırdı metro insanları. Sonra aktarma yapardık. Kızgın, söylenen, küfreden, homurdanan, sinirli kalabalıklar, geç gelen metrolar, uzayan seferler.

Evde babam hasta yatıyor. Yoğun bakımdan iki kere eve gelmişti. Zaten üçüncü kez yoğun bakıma girdiğinde de atlatamamıştı. İçimde bir hüzün, bir ızdırap, bir mide bulantısı. Eve gitmek istemiyorum. Otobüsten iniyorum, başıma ağrılar giriyor, rengim sararıyor, kusacak gibi oluyorum.

Babamı odasında tek bırakmıştık. Annemle salonda karşılıklı yatıyoruz. İçeriden solunum cihazının sesleri geliyor. Kafamı yastığa koyuyorum. Aklımda babam var. Belki de Mayıs’ı göremeyecek diye düşünüyorum. Zar zor uykuya dalıyorum. Uyusam, uyansam, bu yalnızca bir kabus olsa diyorum. Babam sağlıklı bir şekilde, gülerek, sarılarak karşılasa beni. Sabah oluyor. Erkenden hava aydınlanmış. Ama içim zifiri karanlık. İşe giderken öpmek istiyoruz babamı. Öpemiyoruz. Rahatsız etmek istemiyoruz. Çoğunlukla kendinde değil. Tavana bakıyor. Neler düşünüyor acaba? Yaklaşan ölümü mü? Bizleri mi? Korkuyor mu? Her şey bir çırpıda bitecek mi? Son nefes dedikleri şey bu mu olsa gerek? Geceleri, gündüzleri ayırt edemez olmuş yatağında. Gece odasının kapısından bakıyorum bazen. Görüyor beni. Hayırlı işler oğlum diyor. Sabah oldu da işe gidiyorum sanıyor.

Ne keyifli günlerimiz vardı. Yazda, baharda çıkardın balkonuna, gazetelerini okurdun, annemle dertleşirdin. Küçük bir dünyan vardı emekliliğinde. Maçların, at yarışların, arkadaşların, ufak tefek sevinçlerin, bu memleketin hali ne olacak demelerin. Ne zaman bir şeyler değişecekti? Günyüzü göremedin bir türlü. Arada rüyalarıma giriyorsun. Özlemle doluyorum. Sanki canlısın. Yaşıyorsun. Oradasın. Uzansam tutacağım. Ama uyanmak öyle hüzünlü ki. Sana sarılmayı, öpmeyi, kokunu duymayı öyle özledim ki.

Hiçbir şeyi başaramıyorum sanırım baba. Görmek istediğin gibi biri olamadım. Ailemi hayal kırıklığına uğrattım. Seni ziyaretlerim bile seyrekleşti. Kötü düşünmemeye, karamsar olmamaya, yarından umutlu olmaya, iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Ama ne fayda. Bir ehliyet bile alamadım. İçimde bir boşluk, bir bıkkınlık, bir keder var çoğu zaman. Arkadaşlarımın çoğu çoluğa çocuğa karıştı. Bir aile kurmamı ister miydin bilmiyorum. Kimin babası istemezdi ki? Torunlarını görmeyi, onlarla oynamayı, beraber parka gitmeyi, akşam yemeklerinde aynı masada olmayı. İyi insanlarla karşılaşmak zor baba. Altılıdan dönerdin. Sana kapıyı açardım. Böyle şansın içine tüküreyim derdin son ayak tek attığın at burun ucu farkıyla ikinci kalınca. Ne para ne de pul. Asıl şans bu bence, hayatta içini dökebileceğin, bir şeyler paylaşacağın, saygı duyacağın, canından çok seveceğin, kalabalıklarda yalnız kalmayacağın bir dostunun, bir hayat arkadaşının olması. Nasıl karşılaşmıştın annemle? Mektuplar yazmıştın. Kırk seneden fazla nasıl sevdiniz birbirinizi? Değer verdiniz. Mutlu oldunuz. Neler paylaştınız, nasıl tahammül ettiniz birbirinize? Şanslıydın sanırım. Annem gibi bir insan bulmuştun. Mutlu olmak artık günümüzde bir lüks, bir peri masalı sanırım. Paran yoksa, birikimin yoksa, altında bir araban yoksa ne kadar çabalarsan boş, sevgiler bile karşılıksız kalıyor bu devirde. Doğru insanı bulmak asıl mesele sanırım. İyiler hep mi kaybedecek? Nasıl toparlanacağız baba?

Bomboşum şimdi. Hayatımı yönetemiyormuşum, sanki o beni yönetiyormuş gibime geliyor. Neye dokunduysam kurudu, ne yaptıysam elimde kaldı. Hep aldandık, hep yanıldık, hep kandırıldık. Bazen nefes alamayacak gibi hissediyorum. Boğuluyorum. İçimde bir üzüntü, bir bulantı, bir sıkıntı, bir karamsarlık, bir hayal kırıklığı. Hayat belki de yalnızca bir hayal kırıklığından ibaret.

Bir kedimiz var her şeye karşın baba. İki senedir bizimle. Adı Lingo. Onunla avunuyoruz. Evladımız, kardeşimiz, yavrumuz oldu. İnsanlardan daha çok seviyorum hayvanları. Yıllar geçtikçe bunu daha fazla hissediyorum. Bizi biz olduğumuz için seviyorlar. Çıkarları yok. İçten pazarlıklı değiller. Seni tartıp ona göre davranmıyorlar. Hayat kirletmemiş onları. En güzel, en cana yakın dostlar. Keşke sende görebilseydin, sevebilseydin, başını, karnını okşayabilseydin onun. Eminim ki çok severdin.

Nisan. En acı ay. Böyle bir ayın sonunda veda etmiştin bize. Bizde bir parça öldük seninle. Hayatın tadı tuzu yok sensiz. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Ölümü biz senle tattık. Yarı canlı, yarı ölüyüz artık.

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑