ÖLEN O ÇOCUĞU ZİYARETE GİTTİM BUGÜN

Ölmüş müydü o çocuk? İçimde miydi mezarı? Gözümün önüne geliyor ara sıra. Elinde oyuncak arabaları var. Mahallede arkadaşlarıyla koşturuyor. Top oynuyorlar. Saklambaç. Kovalamaca. Misket. Köşe kapmaca. Ne güzel anılar biriktirmiş. Hayatı hep yağ, bal zannediyor. Ailesi ne olursa olsun hep yanında. Sevdiklerinin başına hiçbir şey gelmeyecek sanıyor. Hava açık, pırıl pırıl, masmavi, günlük güneşlik. Ağaçları hatırlıyor, bahçedeki yıllanmış çınarı, yaprakları, o tatlı esintiyi, çiçek kokusunu, baharı. Gölgesini hatırlıyor. Koşturup dururken hep yanında olan, o ne yaparsa aynını yapan, bir ömür boyu yanında olacak o çocuk gölgesini.

Mahalledeki kurt köpeğini hatırlıyor sonra. İlk göz ağrısı köpeği. Gardiyan’ı. Yavruyken kendine alışıp büyüyünce boyunu geçen Gardiyan’ı. Bir zamanlar o da yaşamıştı bu dünyada. Göçüp gitmiştir çoktan. Can’ı unutamıyor birde. Canından çok sevdiği, konuşan, Tarkan’ın Oynama Şıkıdım şarkısını söyleyen, eline, omuzuna, kafasına konan o tatlı muhabbet kuşunu, biricik CAN’ı.

Çok mutlu bu çocuk o zamanlar. Sevinçli. İçi kıpır kıpır. Ölümü bilmiyor henüz. Oyuncakları çok seviyor. Yılbaşı yaklaşırken yerinde duramıyor. Günler öncesinden çam ağacını hazırlıyor. Hediyeleri, Noel Baba kıyafetini, simli kartpostalları, tombalayı, kinder çikolataları. Herkes sevgi dolu, yürekli, herkes çok iyi, dünya daha güzel bir yer, sevgiler karşılıklı, insanlar yumuşak, düşünceli, hisli, hayat maceralarla dolu, yaz tatilleri unutulmaz, günler telaşsız, kaygısız, acelesiz, hiç bitmeyecek birer rüya gibi.

Yan apartmanda hergün Şıpsevdi sakızı verdiği bir kız var. Servisi beklediği yere bırakıyor sakızı. Sonrada utanıyor, aceleyle kaçıyor, uzaktan izliyor onu. Adı Buket kızın. Birgün Buket bunu bir köşeye çekiyor. Bakar mısın? Beni seviyor musun diyor. Boynu bükük evet diyor çocuk. O zaman niye benden kaçıyorsun? Niye hep top oynuyorsun? Niye utanıyorsun? Cevap verememişti. Ama içi sevinçle dolmuştu çocuğun. Bir umutla. Neşeyle. Kıpırtıyla. Çocukluk aşkları derdi annesi. Hiç unutulur mu? Hepsi gelip geçer. Annesinin bu lafı hala kulaklarında çınlıyor.

Sinemada izlediği ilk film Uçurtmayı Vurmasınlardı. Anne ve babasıyla gitmişti. Büyülenmişti sinemadan. Ağlardı filmlerde. O gün bugündür sinema bir mucizeydi onun için. Sonra okuldan eve gelince çizgi filmsiz olmazdı. Çakmaktaşlar. Denver. Tsubasa. Ayı Yogi. Susam Sokağı. Edi ile Büdü. Kurabiye Canavarı. Tom ve Jerry. Hayalet Avcıları. Kitaplar hep dosttu. Küçük Prens, Pal Sokağı Çocukları, Pıtırcık serisi, Fedor Amca, Küçük Kara Balık, Benim Küçük Üçkağıtçım. Oyuncaklar sihirliydi. Action Man. G. I. Joe, Ninja Kaplumbağalar, çeşit çeşit Legolar, arabalar, Batman figürleri. Hayat her şeyiyle daha iyiydi, yaşamaya değerdi çocukken. Hep geçmişe bağlı kaldı bu çocuk, önüne, ileriye, geleceğe pek bakamadı. Bakmak istemedi. Çünkü gelecekte büyümek, acılar ve kalp kırıklıkları vardı yalnızca.

İçimizdeki çocuklar birer birer ölüyor günün birinde. Artık kendi için oyuncakçıya giren bir yetişkine rastlamak bile çok nadir. Kimle konuşsam çocuk akıllı değil. Herkes çok mantıklı. Hesapçı. Soğuk. Uzak. Hepsi büyümüş. Büyü bozulmuş, sihir gitmiş, masumiyet kaybolmuş, yerini yalnız kaygılar ve yaşama telaşesi almış.

Ölen o çocuğu ziyarete gittim bugün. Kendi adıma. Mezarına çiçek bıraktım. Hayat bizi buna zorluyor, üzülme, mutlu ol, rahat uyu dedim. Senin yaşadığın zamanlar, 80 sonları ve 90’lar hayatımızın en güzel zamanlarıydı dedim. Geçmişi yad ettik, sarıldık, hıçkıra hıçkıra ağladık. Sizde dilerseniz gidebilirsiniz, ziyaret edebilirsiniz, halini hatırını sorabilirsiniz kendi ölen çocukluğunuzun. Nelerin değiştiğini görmek adına.

Tüm çocukların ve özellikle içimizdeki çocukların, halen yaşamaya çabalayan, ölmüş veya kaybolmuş olması farketmez. Bu anlamlı günü, çocuk bayramı kutlu olsun.

Barış Beldek
23.04.2021

Yorum bırakın

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑